Klinik Psk. Halil İbrahim Yalçın - Aile Danışmanlığı

İlişkiler, insanın hem en çok güç aldığı hem de en kolay yaralandığı alanlardan biridir. Aile içinde yaşanan kopukluklar çoğu zaman “inat”, “saygısızlık” ya da “iletişim problemi” gibi görünse de; altta yatan şey genellikle anlaşılmayan duyguların ve konuşulamayan ihtiyaçların birikmesidir.
“Artık evde kimse kimseyi duymuyor”, “Sürekli aynı tartışmalar yaşanıyor” ya da “Birbirimizden uzaklaştık” hissi, çoğu zaman ailenin ruhsal dengesinin yardım çağrısıdır.

Ben Klinik Psikolog Halil İbrahim Yalçın. Levent’teki ofisimde, gençlerle yürüttüğüm terapi süreçlerinde aileyi çoğu zaman bu çalışmanın doğal bir parçası olarak ele alırım. Bu süreçte ebeveynleri doğru–yanlış üzerinden değerlendiren bir konumda değilim. Aile içindeki ilişki örüntülerini anlamaya çalışan, yargılamayan ve sürece eşlik eden bir çerçevede çalışırım.

Bu sayfada sunduğum yaklaşım; aile içi sorunları hızlı çözümlerle bastırmayı değil, ilişkilerin altında yatan duygusal ve bilinçdışı dinamikleri fark etmeyi amaçlar. Amaç yalnızca çatışmayı azaltmak değil; aile üyelerinin birbirini yeniden duyabildiği, daha güvenli ve sürdürülebilir bir ilişki zemini oluşturmaktır.

Çalışma Alanlarım

Ailelerle çalışmaya başlandığında çoğu zaman gündelik hayatın içinden gelen krizler öne çıkar: bitmeyen tartışmalar, ev içi sorumluluklar, sınırlar, para meseleleri ya da çocukla ilgili yaşanan anlaşmazlıklar… İlk bakışta sorun bunlar gibi görünür. Oysa terapi odasında sıkça karşılaşılan durum şudur: Bu başlıklar, çoğu zaman daha derinde duran duygusal bir düğümün üzerini örten maskelerdir. Terapi sürecinde odağımız, yalnızca görünen çatışmayı çözmek değil; bu çatışmayı tekrar tekrar üreten duygusal dinamikleri anlamaktır. Aile üyeleri birbirini neden duyamıyor, hangi duygular ifade edilemiyor ve hangi ihtiyaçlar ilişki içinde karşılıksız kalıyor? Çalışma, bu sorular etrafında derinleşir. Çünkü maske değişebilir; ancak alttaki düğüm çözülmeden ilişki kendiliğinden rahatlamaz.

Birçok çift aynı tartışmayı defalarca yaşar: konu değişir, ama tartışmanın şekli ve bıraktığı his hep aynıdır.

Bazı ilişkilerde öfke görünen yüzeydir; bazı ilişkilerde ise geriye çekilme, sessiz kalma ve günlerce konuşmama davranışı (“stonewalling”) öne çıkar.

Tüm bu örüntülerin altında çoğu zaman “anlaşılmama”, “değersiz hissetme” ya da “yakınlık kaybı” gibi duygular bulunur.

Terapi, bu tekrar eden döngülerin neden oluştuğunu ve ilişkide hangi ihtiyaçların duyulmadığını anlamaya odaklanır.

Ebeveyn tutumlarındaki farklar, çocuk yetiştirme konusundaki anlaşmazlıklar, ergen çocukla yaşanan çatışmalar veya ev içindeki rol karmaşası, çiftin ilişkisel dengesini belirgin şekilde etkiler.

Terapi, ebeveynliğin ilişkinin önüne geçtiği ya da çift bağının zayıfladığı noktaları görünür kılar.

Sıkça Sorulan Sorular

Aile danışmanlığına ne zaman başvurmak gerekir?

Ergenlik döneminde aile içi iletişim zorlaşmaya başladığında, çatışmalar sıklaştığında ya da ebeveyn–çocuk ilişkisi giderek gerildiğinde aile danışmanlığı önemli bir destek alanı sunar.
“Büyüyünce geçer” denilen pek çok durum, zamanla hem genci hem de aileyi yoran kalıcı ilişki örüntülerine dönüşebilir. Sorunlar kronikleşmeden destek almak, sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar.

Aile danışmanlığı, ergenle yürütülen terapi sürecinden bağımsız bir alan değildir.
Ergenin yaşadığı birçok zorluk; aile içindeki iletişim biçimleri, sınırlar, beklentiler ve duygusal iklimle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle bazı süreçlerde aileyle yapılan görüşmeler, gencin terapötik çalışmasının tamamlayıcı bir parçası olarak ele alınır.

Hayır. Her ergen terapisi mutlaka aileyle görüşme gerektirmez.
Ancak bazı durumlarda; ebeveyn tutumları, ev içi çatışmalar veya sınır sorunları süreci belirgin şekilde etkiliyorsa, aileyle yapılan görüşmeler terapinin ilerlemesini kolaylaştırır. Hangi noktada aile görüşmesine ihtiyaç duyulacağı, sürecin içinde değerlendirilir.

Bu süreçte amaç ebeveynleri “doğru–yanlış” üzerinden değerlendirmek değildir.
Ebeveynlerden beklenen; çocuğun yaşadığı süreci anlamaya açık olmak, kendi tutumlarını gözden geçirebilmek ve ilişkiyi dönüştürmeye alan tanımaktır. Küçük farkındalıklar, aile içi iklimde büyük değişimler yaratabilir.

Süre, ailenin ihtiyaçlarına ve ele alınan konuların niteliğine göre değişir.
Bazı ailelerde birkaç görüşme iletişimi rahatlatmaya yeterken, daha köklü çatışmaların olduğu durumlarda süreç zamana yayılabilir. Burada esas soru “kaç seans?” değil, “ailenin neye ihtiyacı var?” sorusudur.

Psikanalitik yönelimli bir çerçeveyle çalışıyorum.
Bu yaklaşımda yalnızca görünen davranışlar değil; aile içindeki tekrar eden ilişki örüntüleri, duygusal bağlar ve bilinçdışı süreçler ele alınır. Amaç kısa vadeli “düzeltmeler”den çok, aile ilişkilerinde daha kalıcı ve sağlıklı bir dönüşüm sağlamaktır.