Ergenlik, çoğu zaman yalnızca bedensel değişimlerle anılsa da; aslında kimliğin yeniden kurulduğu, güç dengelerinin sorgulandığı, sınırların zorlandığı ve bireyselleşmenin hız kazandığı yoğun bir ruhsal süreçtir. Bu dönemde genç, “kimim?” sorusunu ilk kez bu kadar yüksek sesle sormaya başlar. Bu soru yalnızca bireysel bir arayış değil; anne ve baba figürleriyle kurulan ilişkinin, özellikle de baba ile olan bağın yeniden şekillenmesini beraberinde getirir.
Tam da bu nedenle baba–oğul ilişkisi ergenlikte özel bir hassasiyet kazanır. Yaşanan çatışmalar çoğu zaman dışarıdan saygısızlık, inat ya da başkaldırı gibi görünse de; altta yatan ihtiyaç çoğu kez ayrışma ve bireyleşme arzusudur. Oğul, babadan koparak değil; onunla yeniden konumlanarak büyümeye çalışır. Bu yeniden konumlanma sürecinin merkezinde ise özdeşim yer alır. Oğul için baba, yalnızca bir otorite figürü değil; aynı zamanda gerçeklikle ilişki kurmanın, sınırları kabul etmenin ve “nasıl bir erkek olunacağına” dair ilk ruhsal referanstır.
Psikanalitik açıdan bakıldığında baba, çocuğu haz ilkesinden gerçeklik ilkesine taşıyan temel figürlerden biridir. Bekleyebilme, erteleyebilme, hayal kırıklığına tahammül edebilme, kendinin ve ötekinin sınırlarını kabul edebilme gibi ruhsal yetiler; baba ile kurulan ilişki içinde gelişir. Baba figürü yeterince erişilebilir ve taşınabilir olduğunda, oğul bu özelliklerle özdeşim kurabilir. Ancak baba çok katı, çok güçlü ya da duygusal olarak ulaşılamaz bir konumda olduğunda, özdeşim süreci zorlanır. Bu durumda oğul, bir yandan hayranlık ve taklit geliştirirken; diğer yandan bu figürü yıkmaya, ona karşı sertleşmeye çalışabilir. Bu gerilim, ergenlikte baba–oğul çatışmasının sık görülen ama çoğu zaman yanlış anlaşılan yüzüdür.
Baba ile sağlıklı bir özdeşim kurulamaması, oğlun kimlik gelişiminde boşluklar yaratabilir. Sınır koymakta zorlanma, otoriteyle ya aşırı çatışmalı ya da aşırı uyumlu ilişkiler kurma, erkeklik temsillerinde katılık ya da belirsizlik gibi durumlar bu sürecin sonuçları arasında yer alabilir. Bu durum cinsel kimliği tek başına belirlemez; ancak kimliğin daha fazla içsel çatışmayla ve daha kırılgan bir zeminde kurulmasına neden olabilir. Bu konular, cinsel kimlik ve cinsel yönelim gelişimi bağlamında daha ayrıntılı ele alınmalıdır.
Ergenlikte yaşanan baba–oğul çatışması, yalnızca oğlun değişimiyle ilgili değildir. Çoğu zaman bu süreç, babanın kendi çocukluk ve ergenlik deneyimlerini de harekete geçirir. Babanın kendi babasıyla kurduğu ilişkinin niteliği; farkında olmadan oğluyla kurduğu ilişkiye sızabilir. Görülmemiş ihtiyaçlar, bastırılmış öfke ya da tamamlanmamış ayrışma süreçleri, bugünkü çatışmalar içinde yeniden sahnelenir. Bu nedenle baba–oğul ilişkisi, iki kuşağın ruhsal yükünü aynı anda taşıyan bir alan hâline gelir.
Bu yazının amacı, ergenlikte baba–oğul arasındaki gerilimi yalnızca davranışlar üzerinden okumak değil; ilişkinin ruhsal yapısını, özdeşim süreçlerini ve kuşaklar arası aktarımları anlamaya davet etmektir. Çünkü ergenlikte baba oğul çatışması, birçok ailede sanıldığı gibi bir bozulma değil; doğru ele alındığında gelişimin doğal ve gerekli bir parçasıdır.Ben Klinik Psikolog ve Psikoterapist Halil İbrahim Yalçın. Çalışmalarımda ergenlik dönemini yalnızca “zor bir yaş aralığı” olarak değil; ruhsal yapılanmanın yeniden şekillendiği kritik bir eşik olarak ele alıyorum. Psikanalitik bakış açısıyla; gençlerin, babaların ve ailelerin bu süreci daha az yaralanmayla, daha fazla anlayışla geçirebilmelerine eşlik etmeyi amaçlıyorum. Bu çerçevede, babanın ilişkide kalabilme gücü ve psikolojik dayanıklılığı da belirleyici bir rol oynar.
Ergenlikte Baba Oğul İlişkisi Neden Zorlayıcı Hale Gelir?
Ergenlikte baba oğul ilişkisi, çoğu ailede bir anda değişmiş gibi hissedilir. Oysa yaşanan bu zorlanma ani bir bozulmadan çok; ilişkinin yeniden yapılanma sürecidir. Baba ve oğul, farkında olmadan eski rollerle yeni ihtiyaçlar arasında sıkışır. Çatışmanın kökeni de tam burada başlar.
Oğlun bağımsızlık ihtiyacı artar
Ergenlikte oğul, çocuklukta ihtiyaç duyduğu bağımlı konumdan uzaklaşmak ister. Kendi kararlarını almak, sınırlarını denemek ve “ayrı bir birey” olduğunu hissetmek ister. Bu ihtiyaç bastırıldığında, bağımsızlık arzusu çoğu zaman öfke ya da karşı çıkma davranışıyla kendini gösterir.
Babanın otorite rolü sorgulanmaya başlanır
Baba, uzun yıllar boyunca kural koyan, yön veren ve koruyan figürdür. Ancak ergenlikte oğul için bu otorite artık olduğu gibi kabul edilmez. Bu sorgulama, babaya yönelik bir reddiye değil; otoriteyle kurulan ilişkinin dönüşmesi ihtiyacıdır. Baba bu sorgulamayı kişisel algıladığında çatışma derinleşir.
Güç ve sınır temasları yoğunlaşır
Ergenlik, güç dengelerinin yeniden kurulduğu bir dönemdir. “Kim karar verecek?”, “Söz kime ait?” gibi sorular açıkça konuşulmaz ama davranışlar üzerinden sahnelenir. Sınırlar net değilse, güç mücadelesi kaçınılmaz hale gelir.
Baba ile özdeşim kurma–kopma arasında gidip gelmeler
Oğul, bir yandan babaya benzemek isterken; diğer yandan ondan farklılaşmaya çalışır. Bu çift yönlü hareket, içsel bir gerilim yaratır. Bazen hayranlık, bazen yoğun öfke aynı kişiye yönelir. Bu gelgitler, sağlıklı bir kimlik oluşumunun parçasıdır.
Duygunun değil davranışın görüldüğü bir ilişki modeli
Birçok baba–oğul ilişkisinde duygular açıkça konuşulmaz. Utanç, kırılganlık, hayal kırıklığı ya da yetersizlik hissi dile gelmez; bunun yerine bağırma, susma, geri çekilme ya da karşı gelme gibi davranışlar öne çıkar. Duygu görülmediğinde, ilişki yalnızca davranış üzerinden okunur ve yanlış anlamalar artar.
Bu nedenle ergenlikte yaşanan zorlanmalar, çoğu zaman “kötü bir ilişki”nin değil; konuşulamayan duyguların ve değişen rollerin sonucudur. Çatışmayı anlamak, çözümün ilk ve en önemli adımıdır.
Ergenlikte Baba Oğul Çatışması Nasıl Ortaya Çıkar?
Ergenlikte baba oğul çatışması, sanıldığı gibi istisnai bir durum değildir. Araştırmalar, özellikle 13–16 yaş arası erkek ergenlerin, ebeveynleriyle – çoğunlukla da otorite figürü olarak baba ile – çocukluk dönemine kıyasla çok daha sık çatışma yaşadığını gösteriyor. Hatta bu dönemde, baba–oğul arasında ortalama her 3 günde bir orta düzeyde çatışma yaşandığı bulgulanmıştır. Bu sıklık, çatışmanın bir “sorun”dan çok, gelişimsel bir sürecin parçası olduğunu düşündürür.
Tartışmaların hızla güç savaşına dönüşmesi
Gündelik bir konu çoğu zaman kısa sürede büyür. Tartışma, içeriğinden koparak “kim söz sahibi?”, “kim geri adım atacak?” eksenine kayar. Bu noktada ergenlikte baba oğul çatışması, karşılıklı olarak konum belirleme işlevi görür. Taraflar farkında olmadan ilişkideki güç dengesini yeniden kurmaya çalışır.
Karşılıklı duygusal körlük
Hem baba hem oğul, duyulmak ister. Ancak bunu farklı yollarla yaparlar. Baba daha çok kural ve beklenti üzerinden konuşurken; oğul davranışla cevap verir. Duygular dile gelmediğinde, iki taraf da kendi pozisyonuna çekilir ve karşısındakinin iç dünyası görünmez hale gelir. Çatışma bu körlükle beslenir.
Kurallar, özgürlük ve sorumluluk üçgeni
Ergen, özgürlüğünü genişletmek isterken; baba sorumluluğun altını çizer. Kurallar bu iki ihtiyacın kesiştiği yerde gerilim yaratır. Özgürlük sorumluluktan ayrıldığında baba kaygılanır; sorumluluk özgürlükten koparıldığında ise oğul boğulmuş hisseder. Çatışma, bu dengenin henüz kurulamadığını gösterir.
Babanın beklentilerinin “baskı” olarak algılanması
Babanın çoğu beklentisi, niyet olarak yönlendirme ya da koruma içerir. Ancak ergen için bu beklentiler, kendi alanına müdahale gibi yaşanabilir. Özellikle takdir ve kabul ihtiyacı yeterince karşılanmadığında, her yönlendirme baskı olarak algılanır.
Oğlun davranışının “saygısızlık” olarak yorumlanması
Ergenin sesini yükseltmesi, geri çekilmesi ya da itiraz etmesi; baba tarafından sıklıkla saygısızlık şeklinde okunur. Oysa bu davranışlar, çoğu zaman dile gelemeyen duyguların dışavurumudur. Duygu görülmediğinde, davranış kişiliğe mal edilir ve çatışma sertleşir.
Bu çerçeveden bakıldığında ergenlikte baba oğul çatışması, yalnızca çözülmesi gereken bir problem değil; ilişkinin yeniden yapılanmaya çalıştığını gösteren önemli bir sinyaldir. Çatışmanın işlevi anlaşıldığında, ilişki yeni ve daha sağlıklı bir zemine taşınabilir.
Babanın Narsisistik Yaralanması
Oğlunun büyümesi, baba için gurur verici olduğu kadar, bilinçdışı bir tehdittir de. Oğlunun gençliği, gücü ve potansiyeli karşısında baba, kendi yaşlanmasını ve tahtının sarsıldığını hisseder. Babaların ‘Bu evde benim sözüm geçer!’ diye masaya vurması, bazen sadece otoriteyi korumak için değil; kendi içlerindeki ‘Artık bana ihtiyaç duyulmuyor mu?’ korkusunu (narsisistik yarayı) bastırmak içindir.
Ergenlikte Baba Oğul Tartışması Neden Tekrarlar?
Ergenlikte baba oğul tartışması, çoğu ailede “neden hep aynı şeyleri yaşıyoruz?” sorusunu beraberinde getirir. Aynı konular, benzer cümleler ve tanıdık bir gerilim… Bunun nedeni, sorunun çözülememesi değil; altındaki duygusal dinamiğin hiç konuşulamamasıdır. Tartışma, görünürde biter ama ilişkisel düzeyde tamamlanamaz ve yeniden sahnelenir.
Aynı konuların yeniden sahnelenmesi
Dersler, kurallar, teknoloji kullanımı ya da eve dönüş saatleri… Konular değişmiyor gibi görünür. Ancak tekrar eden şey konu değil; ilişkideki gerilim hattıdır. Bu başlıklar, baba–oğul arasındaki sınır ve güç temasının sahnelendiği alanlara dönüşür.
Görünmeyen duyguların üst üste binmesi
Tartışmaların içinde çoğu zaman açıkça konuşulmayan duygular vardır. Oğul için utanç, yetersizlik hissi, beğenilme ve takdir edilme arzusu; baba içinse kaygı, başarısızlık korkusu ve kontrolü kaybetme endişesi. Bu duygular dile gelmediğinde, birikir ve her yeni tartışmada üst üste biner.
Baba ve oğlun “duygu dillerinin” farklı olması
Birçok baba, duygusunu sözle değil davranışla ifade etmeye alışmıştır. Oğul ise anlaşılmadığını hissettiğinde ya geri çekilir ya da yükselir. Aynı dili konuşamayan iki taraf, aynı ilişkide farklı şeyler yaşıyormuş gibi hisseder. Bu da tekrar eden yanlış anlaşılmaları besler.
Aile içi güç dengesinin değişmesi
Ergenlikte oğul, yavaş yavaş “çocuk” rolünden çıkmaya başlar. Kendi sözünü söylemek, karar süreçlerine dahil olmak ister. Baba ise bu değişime her zaman aynı hızda uyum sağlayamayabilir. Güç dengesi yeniden kurulamazsa, tartışma ilişkide denge sağlayan bir araç haline gelir.
Burada önemli bir nokta vardır: Araştırmalar, babasıyla yakın ve destekleyici bir ilişkiye sahip olan ergen erkek çocukların, madde kullanımı, depresyon ve suça karışma oranlarının %80’e varan oranlarda daha düşük olduğunu göstermektedir. Baba katılımı, yalnızca ilişkiyi değil; oğlun dürtü kontrolünü ve duygusal düzenleme kapasitesini doğrudan etkiler.
Bu nedenle ergenlikte baba oğul tartışması, yalnızca “çok kavga ediliyor” diye küçümsenecek bir durum değildir. Aksine, ilişki güçlendirilmediğinde riskleri artan; destekleyici bir bağ kurulduğunda ise koruyucu etkisi çok yüksek olan bir alana işaret eder.
Baba–Oğul Arasındaki Çatışmanın İşlevi Nedir? (Psikanalitik Bakış)
Psikanalitik açıdan bakıldığında baba–oğul çatışması, ilişkideki bir arıza değil; gelişimin aktif bir parçasıdır. Buradaki temel soru “nasıl bitsin?” değil, “neye hizmet ediyor?” olmalıdır.
- Bağımsızlaşmanın aracı olabilir
Oğul, babaya karşı çıkarak değil; onunla çatışarak kendine ait bir benlik alanı açar. Çatışma, ayrışmanın sert ama işlevsel yoludur. - Baba ile özdeşim sürecinin parçasıdır
Oğul bir yandan babaya benzemek ister, bir yandan ondan farklı olmak. Bu çelişki çatışma üretir; ama aynı zamanda kimliğin inşasını mümkün kılar. - Erkekliğin nasıl yaşanacağını tanımlama çabasıdır
Ergen oğul, “nasıl bir erkek olacağım?” sorusunu en çok babayla ilişkisi üzerinden cevaplamaya çalışır. Çatışma, bu tanım arayışının dışavurumudur. - Kuşaklar arası örüntüler yeniden sahnelenir
Baba, farkında olmadan kendi babasıyla yaşadığı çatışmaları bugüne taşıyabilir. Çözülmemiş meseleler, ilişki içinde tekrar eder. - Sembolik Olarak Babayı ‘Öldürmek’ (Devirmek): Psikanalitik olarak erkek çocuğun büyümesi için, zihnindeki o ‘her şeyi bilen, yenilmez baba’ figürünü tahtından indirmesi gerekir. Ergenin babayı eleştirmesi, onunla inatlaşması veya onu ‘eski kafalı’ bulması; aslında babayı gerçek boyutlarına (hata yapabilen bir insana) indirme çabasıdır. Babayı sembolik olarak ‘devirmeden’, kendi krallığını (yetişkinliğini) kuramaz. Baba bu saldırıların şahsına değil, ‘tahtına’ yapıldığını anlarsa süreç yumuşar
Bu çerçevede çatışma, bastırılması gereken bir sorun değil; anlaşıldığında ilişkiyi dönüştürebilen bir sinyaldir.
Baba ve Oğul Arasında Sağlıklı İletişim Nasıl Kurulur?
Baba–oğul iletişimi çoğu zaman “ne söylendiği”nden çok, nasıl duyulduğu ile ilgilidir. Sağlıklı iletişim; tarafların haklı çıkmaya çalıştığı değil, birbirini anlamaya alan açabildiği yerde kurulur.
Babalar için öneriler
- “Hemen çözme” modundan çıkmak
Ergen çoğu zaman çözüm değil, anlaşılmak ister. Hızlı öneriler ve nasihatler, duyulma ihtiyacını daha da bastırabilir. - Eleştirmeden önce anlamaya çalışmak
Davranışın arkasındaki duyguyu merak etmek, savunmayı düşürür. Anlaşıldığını hisseden ergen, kendini daha rahat ifade eder. - Ergenin bireyliğine saygı duymak
Kendi fikirleri, tercihleri ve sınırları olan bir birey olarak görülmek; ergen için ilişkideki en temel güven kaynağıdır.
Oğullar için öneriler
- Duyguyu doğrudan ifade etmeyi öğrenmek
Öfkenin altında çoğu zaman kırgınlık, utanç ya da hayal kırıklığı vardır. Bu duygular dile geldikçe çatışmanın tonu düşer. - Öfkeli anlarda mola verebilmek
Duygular yükseldiğinde uzaklaşmak kaçmak değil; ilişkiyi korumaktır. Mola, düşünmeye alan açar. - Taleplerini net dile getirmek
İma etmek yerine açıkça söylemek, yanlış anlaşılmaları azaltır. Netlik, sınırların daha sağlıklı çizilmesini sağlar.
Sağlıklı iletişim, mükemmel bir uyum değil; onarılabilen kopukluklar üzerinden kurulur. Baba ve oğul birbirini anlamaya niyet ettiğinde, ilişki yeniden şekillenebilir.
Baba–Oğul Çatışmasında Terapi Süreci Nasıl Yardımcı Olur?
Baba–oğul çatışması derinleştiğinde, aile çoğu zaman aynı döngülerin içinde sıkışıp kalır. Terapi, taraflardan birini “düzeltmeyi” değil; ilişkinin kendisini anlamayı ve dönüştürmeyi hedefler. Psikanalitik çerçevede terapi, görünen tartışmaların arkasındaki duygusal yapıya odaklanır.
Güç savaşlarının yerine duygu düzenleme getirilir
Terapi sürecinde ilk adım, çatışmayı besleyen güç mücadelesini fark etmektir. Baba ve oğul, öfke yükseldiğinde ne yaşadıklarını, hangi duygularla baş etmekte zorlandıklarını tanımaya başlar. Duygu düzenleme becerileri geliştikçe, çatışma sertliğini kaybeder.
Baba–oğul arasındaki görünmeyen beklentiler keşfedilir
Birçok beklenti açıkça konuşulmaz; ima edilir ya da davranışlarla ifade edilir. Terapi, babanın oğlundan, oğlun babasından ne beklediğini görünür kılar. Beklentiler dile geldikçe, hayal kırıklıkları ve yanlış anlamalar azalır.
Kuşaklar arası çatışma döngüleri analiz edilir
Psikanalitik çalışmada, babanın kendi babasıyla yaşadığı ilişki önemli bir yer tutar. Çözülmemiş çatışmalar, farkında olmadan bugüne taşınabilir. Bu örüntüler fark edildiğinde, ilişki otomatik tekrarların dışına çıkmaya başlar.
Baba–oğul arasında güvenli iletişim kanalı oluşturulur
Terapi, duyguların yargılanmadan ifade edilebildiği güvenli bir alan sunar. Bu alan, baba ve oğulun birbirini savunmaya geçmeden dinleyebilmesini mümkün kılar. Güvenli iletişim kurulduğunda, ilişki daha esnek hale gelir.
İlişkideki yeniden yakınlaşma adımları belirlenir
Amaç yalnızca çatışmayı azaltmak değil; bağın yeniden kurulmasıdır. Terapi sürecinde, baba ve oğulun nasıl yeniden temas edebileceği, hangi adımların ilişkiyi güçlendireceği birlikte düşünülür.
Bu süreçte terapi, bir kriz müdahalesinden çok; ilişkiyi olgunlaştıran bir dönüşüm alanı olarak işlev görür.
Baba–Oğul Arasındaki Mesafe Ne Zaman Risklidir?
Baba–oğul ilişkisinde mesafe her zaman olumsuz bir işaret değildir. Ergenlikte belirli ölçüde uzaklaşma, bağımsızlaşmanın doğal bir parçası olabilir. Ancak bu mesafe duygusal kopuşa dönüştüğünde, ilişki için riskli bir zemin oluşur. Özellikle çatışmanın yapıcı bir temas yerine yıkıcı bir döngüye girmesi, profesyonel desteğin gerekli olabileceğini gösterir.
Aşağıdaki durumlar, baba–oğul arasındaki mesafenin artık sağlıklı sınırların ötesine geçtiğine işaret edebilir:
- Sürekli ses yükselmesi, tehditkâr bir dilin ya da fiziksel sınırları zorlayan davranışların ortaya çıkması
- Oğlun tamamen içine kapanması, iletişimi kesmesi ya da ev içinde görünmez hale gelmesi
- Babanın giderek daha kontrol edici, cezalandırıcı ya da aşırı denetleyen bir tutuma yönelmesi
- Ev içindeki bağın zayıflaması, birlikte olma hâlinin yerini sürekli gerilim ya da kopukluğun alması
Bu işaretler görüldüğünde amaç “kimin haklı olduğunu” bulmak değil; ilişkinin zarar görmesini durdurmak olmalıdır. Bu noktada profesyonel destek, baba–oğul arasındaki bağı yeniden kurmak ve çatışmayı daha güvenli bir zemine taşımak için önemli bir adımdır.
Sonuç — Baba Oğul İlişkisi Kriz Değil, Büyümenin Doğal Parçasıdır
Ergenlik, yalnızca zorlanan bir dönem değil; dönüştüren bir süreçtir. Bu dönemde yaşanan çatışmalar, baba–oğul ilişkisinin bozulduğunu değil; değişmeye çalıştığını gösterir. Çatışma, doğru okunduğunda ilişkinin gelişimi için bir fırsata dönüşebilir.
Sağlıklı sınırlar konduğunda; ne baba otoritesini kaybeder ne de oğul kendini baskı altında hisseder. Aksine, karşılıklı saygı ve duyulma duygusu güçlendikçe ilişki daha sağlam bir zemine oturur.
Bazı durumlarda ise aile, kendi başına bu dönüşümü yönetmekte zorlanabilir. Terapi, bu noktada baba–oğul arasında yeniden temas kurulan, duyguların güvenle ifade edilebildiği bir alan açar. İlişki, kopmadan; daha olgun, daha gerçek ve daha dayanıklı bir hâl alabilir.
Sık Sorulan Sorular (FAQ)
1) Ergenlikte baba oğul çatışması normal midir?
Evet, ergenlikte baba oğul çatışması birçok ailede görülen doğal bir süreçtir. Bu çatışmalar çoğu zaman saygısızlık ya da kötü niyet değil; ayrışma ve bireyleşme ihtiyacının dışavurumudur. Önemli olan çatışmanın varlığı değil, nasıl ele alındığıdır. Doğru yaklaşımla bu süreç ilişkiyi zayıflatmak yerine güçlendirebilir.
2) Ergenlikte baba oğul ilişkisi nasıl güçlendirilebilir?
Ergenlikte baba oğul ilişkisi, karşılıklı duyulma ve saygı arttıkça güçlenir. Babaların kontrol etmekten çok anlamaya yönelmesi, oğlun ise duygularını daha açık ifade edebilmesi ilişkiyi yumuşatır. Birlikte geçirilen nitelikli zaman ve eleştiriden uzak iletişim, bağı destekler. İlişkiyi “düzeltmek” değil, yeniden kurmak hedeflenmelidir.
3) Ergenlikte baba oğul tartışması ne zaman profesyonel destek gerektirir?
Tartışmalar sürekli hale geliyor, ses yükselmesi ya da tehdit dili artıyorsa; oğul tamamen içine kapanıyorsa profesyonel destek gerekebilir. Ayrıca babanın aşırı kontrolcü ya da cezalandırıcı bir tutuma kayması da önemli bir işarettir. Bu noktada destek almak, ilişkiyi koruyucu bir adımdır. Terapi, çatışmayı güvenli bir zemine taşımayı amaçlar.
4) Baba–oğul iletişimini koparan en yaygın hatalar nelerdir?
En sık görülen hatalar; sürekli eleştirmek, duyguyu değil davranışı hedef almak ve “hemen çözme” baskısı yaratmaktır. Duyguların konuşulmadığı ilişkilerde, yanlış anlamalar hızla artar. Ayrıca karşılıklı dinlemek yerine savunmaya geçmek iletişimi koparır. Bu hatalar çoğu zaman iyi niyetle yapılsa da ilişkiyi zedeler.
5) Ergenlikte oğluma nasıl sınır koymalıyım?
Sınır koymak, cezalandırmak ya da baskı kurmak değildir. Net, tutarlı ve gerekçesi açıklanan sınırlar ergen için daha güven vericidir. Özgürlük ile sorumluluk birlikte ele alındığında sınırlar çatışma değil denge yaratır. En önemlisi, sınırların kişiliğe değil davranışa yönelik olmasıdır.
6) Çatışmalar arttığında baba mı yoksa oğul mu ilk adımı atmalı?
İdeal olan, taraflardan birinin “haklı” olduğu için değil; ilişkiyi önemsediği için adım atmasıdır. Çoğu zaman ilk adımı babanın atması, ilişkiyi yumuşatıcı bir etki yaratır. Ancak bu, oğlun sorumluluk almadığı anlamına gelmez. İletişim, tek taraflı değil; karşılıklı bir süreçtir.
