“Bütün bildiklerini unuttu”, “Gece uyuyamıyor, sürekli midesi bulanıyor”, “Masa başına oturduğu an kilitleniyor.” Bu cümleler, sınav dönemindeki birçok ebeveyn için fazlasıyla tanıdık. Ergenlerde sınav kaygısı, genellikle basit bir “stres” veya “heyecan” olarak görülse de, bu durum buzdağının sadece görünen yüzüdür. Bu kaygı, çoğu zaman ergenin kendi kimliğiyle ilgili bir kaygıdır; “kimliksel bir kaygı”dır.
Yapılan araştırmalar, Türkiye’de her 4 ergenden 1’inin klinik düzeyde sınav kaygısı yaşadığını göstermektedir. Ancak asıl soru şudur: Ergen neden “sınavdan” bu kadar korkar? Bu, sadece başarısızlık korkusu mudur, yoksa altında daha derin, daha karmaşık dinamikler mi yatmaktadır?
Bu yazıda, sınav kaygısı neden olur sorusunu, klinik gözlemlerden yola çıkarak, başka yerde pek konuşulmayan üç temel kavram üzerinden inceleyeceğiz: Haset, rekabet kapasitesi ve ebeveynin arzusu.
Sınav Kaygısı Tam Olarak Nedir?
Sınav kaygısı, ergenin sadece sınavın sonucuyla değil, o sonucun temsil ettiği “değer” ile ilgili yaşadığı bir çatışmadır. Bu, genellikle ergenin kendi arzusunun, “Öteki’nin” (ebeveynin, öğretmenin, sistemin) arzusunun altında ezildiği bir “kimliksel kaygı”dır. Ergen, sınavda “bilgisini” değil, “kim olduğunu” ve “ebeveyninin arzusunu ne kadar karşılayabildiğini” sınar. Bu yük, kaygının felç edici hale gelmesine neden olur.
Bu “kimliksel kaygıyı” çözmek için, yüzeydeki “stres yönetimi” tekniklerinin ötesine bakmalıyız. Klinik gözlemlerim, bu felç edici kaygının temelinde genellikle ebeveynlerin bile farkında olmadığı üç derin ve gizli dinamik olduğunu gösteriyor. Bu nedenleri anlamak, çözüme giden en kalıcı yoldur.
Şimdi bu gizli kökenlere, yani ‘haset’, ‘ebeveynin arzusu’ ve ‘rekabet kapasitesine’ bakalım.
Sınav Kaygısının 3 Nedeni
- Ebeveynin Arzusu (Arzunun İşgali) ve Çocuğun Arzusunun Yok Olması
Kaygının en yaygın ve en önemli faktörü budur. Ebeveyn, (kendi geçmişi, kaygıları veya pişmanlıkları nedeniyle) çocuk için bir şey “ister”. Örn: “Çocuğum mutlaka doktor olmalı,” “Çocuğum mutlaka o okulu kazanmalı.”
Bu “arzu”, çocuğun ruhsal alanını işgal eder. Çocuğun ders çalışma masası, artık onun “keşif” alanı değil, ebeveynin “proje” alanıdır. Çocuk, “öğrenmek için” değil, “ebeveynin arzusunu yerine getirmek için” çalışmak zorunda kalır.
Bu işgal altında, çocuğun kendi, saf “arzusu” (istenci) ortaya çıkamaz. “Ben ne istiyorum?” veya “Ben neyi merak ediyorum?” soruları anlamsızlaşır. Kendi arzusu olmayan bir ergen, “aktif” (eyleme geçen) olamaz; “edilgen” (bekleyen, direnen) olur.
2. Arzusuzluğun “Haset”e Dönüşmesi (Psikanalitik Köprü)
Kendi arzusuyla eyleme geçemeyen çocuk için, “öğrenme” eyleminin kendisi ve “başarı” kavramı, ebeveynin bu baskıcı arzusunun bir sembolü haline gelir.
Burada “haset” (Envy) devreye girer. Haset, bir başkasının sahip olduğu “iyi” bir şeye imrenmek (Kıskançlık) değil, o “iyi” şeyi, sırf başkasında olduğu için yok etme, kirletme arzusudur.
Ergen, çalışıp “o iyi şeye” (başarıya) sahip olmaya çalışmak yerine (çünkü o “iyi” şey artık ebeveynin arzusuna aittir, kendisine değil), o “iyi” şeyi kirletmeye ve yok etmeye başlar.
Haset, Eyleme Nasıl Dökülür? Bu sıkışmışlığı yaşayan ergen, “haset”i kullanarak o “iyi” şeyi (başarıyı, bilgiyi) şöyle kirletir:
- “Bu ders çok saçma.” (Bilgiyi kirletir)
- “Öğretmen zaten anlatamıyor.” (Bilginin kaynağını kirletir)
- “Çalışanlar da hep ‘inek’ tipler.” (Başarıyı ve başarılı kişiyi kirletir)
3. Gelişmemiş Rekabet Kapasitesi (Yarışamama)
Ergen, kendi arzusunu ebeveynin arzusu altında kaybettiğinde (H3-2) ve “iyi” olana karşı haset geliştirdiğinde (H3-1), sağlıklı bir rekabete giremez.
- Sağlıklı Rekabet Nedir?: Sağlıklı rekabet için ergenin önce kendi “arzusuna” (istencine) ihtiyacı vardır. “Ben bunu istiyorum” diyebilmelidir.
- Arzu ve Haset: Ancak ergenin kendi arzusu ebeveynin arzusu tarafından işgal edilmişse, “rekabet” edemez; bunun yerine “haset” eder. Bu ayrım kritiktir:
- Rekabet, “Ben de yapabilirim” demektir.
- Haset ise, “O yapamasın” demektir.
- Sonuç: Sınav kaygısı yaşayan ergen, genellikle kendi arzusuyla yarışa girememiş, rekabet kapasitesini geliştirememiş, bunun yerine “diğerleri yapamasın” (haset) veya “yaparsam ne olur?” (ebeveynin arzusu) ikilemlerinde sıkışıp kalmış olandır.
Bu üç psikanalitik dinamiği (haset, yansıtılan arzu, eksik rekabet) fark ettiğimizde, çözümün neden “daha çok test çöz” veya “nefes egzersizi yap” demek olmadığını anlarız. Kaygının kökeni teknik değil, ilişkiseldir.
Çözüm, ebeveynin bu dinamikteki kendi rolünü fark etmesi ve duruşunu değiştirmesiyle başlar. Ebeveyn tutumları sınav kaygısı için kilit rol oynar. Bu noktada ebeveyn, yalnızca çocuğun yaşadığı stresi anlamakla kalmaz; aynı zamanda uygulanabilecek sınav kaygısı azaltma teknikleri konusunda da destekleyici bir zemin oluşturur. Peki, bu derin nedenleri bilen bir ebeveyn ne yapmalı?
Sınav Kaygısı Karşısında Ebeveyn Ne Yapmalı?
1. Kaygınızı Geri Alın (Kendi Arzunuzu Ayrıştırın) Ebeveyn olarak kendinize şu soruyu dürüstçe sorun: “Bu sınavı kimin kazanmasını istiyorum? Ben mi, çocuğum mu?” Çocuğunuzun, sizin kaygılarınızı taşımak zorunda olmadığını fark edin. Sınav sonucunu, kendi ebeveynlik değerinizin bir ölçütü olarak görmeyi bıraktığınızda, çocuğunuzun üzerindeki yükün %80’i kalkacaktır. Ona “başarısız olma” hakkını tanıyın ve sizin bu başarısızlık karşısında “hayatta kalabileceğinizi” (yani kırılgan bir nesne olmadığınızı) gösterin.
2. “Rekabet” Yerine “Merak”ı Destekleyin Sistemin dayattığı rekabeti ve haseti kırmanın yolu, “merak” (istenç) ve “deneyimle öğrenmeyi” desteklemektir. “Kaç aldın?” veya “En yüksek kim aldı?” (haseti tetikleyen) soruları yerine, “Bu konudan ne öğrendin?”, “En çok ne ilgini çekti?” (merakı besleyen) sorularını sorun. Öğrenmeyi, sıralamadan ayırıp bir “keşif” olarak yeniden çerçeveleyin.
3. “Ayrışma”ya İzin Verin Sınava çalışmak, sembolik olarak “çocukluktan” ve “edilgenlikten” (beslenmeyi beklemekten) “ayrışmayı” gerektirir. Ergenin “aktif” konuma geçip kendi sorumluluğunu alması gerekir. Ebeveynin görevi, bu ayrışmaya izin vermektir. Onu zorla “çalıştırmak” (adeta besini ağzına tıkamak) veya tamamen “reddetmek” (saldırganlık göstermek) yerine, onun kendi başına “beslenme” (öğrenme) kapasitesine güvenmektir.
Sonuç: Kaygıyı Sahiplenmek, Arzuya Yer Açmak
Ergenlerde sınav kaygısı, bir “düşman” veya “hastalık” değildir; bir mesajdır. Bu mesaj, çoğu zaman ergenin kendi “arzusunun” (istencinin) duyulmadığını, “ebeveynin arzusunun” altında ezildiğini veya “haset” nedeniyle öğrenme kapasitesinin kilitlendiğini anlatır. Bu noktada uygulanacak sınav kaygısı terapi yöntemleri, yalnızca belirtileri bastırmayı değil; bu mesajın ne söylediğini anlamayı, yani kaygının kökenine inmeyi hedefler.
Ebeveyn olarak bu kaygıyı susturmaya çalışmak yerine, onu “kapsamak” ve anlamak, çocuğun kendi arzusuna ve rekabet kapasitesine yer açması için atılacak en önemli adımdır. Sınav, bir sonuç değil, ergenin kimliğini bulma yolculuğunda bir deneyimdir.
