Yemek yemek yalnızca bedeni doyurmakla ilgili değildir. Çoğu zaman fark etmeden, duygularımızı düzenlemenin, sakinleşmenin, boşluğu bastırmanın ya da kontrol hissi yaratmanın bir yolu haline gelir. Bu yüzden yeme davranışı bazı insanlar için doğal ve akışkan ilerlerken, bazıları için sürekli düşünülmesi gereken, suçluluk ve kaygı uyandıran zor bir alana dönüşür. Danışanlarımdan sıkça duyduğum cümle şudur: “Aç olup olmadığımı bile bazen bilmiyorum ama yine de yemekle kafam dolu.”
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Neden bazı insanlar yemeyle bu kadar zor bir ilişki kurar?
Bu sorunun yanıtı yalnızca kilo, beden algısı ya da irade gücünde değildir. Klinik gözlemler ve araştırmalar bize yeme bozukluklarının çoğu zaman başka ruhsal süreçlerle iç içe geçtiğini gösterir. Nitekim yeme bozukluğu nedeniyle hastaneye yatırılan kişilerin %97’sinde, eşlik eden en az bir başka ruhsal bozukluk daha saptanmıştır. En sık eşlik eden tablolar ise depresyon, bipolar bozukluk gibi duygu durum bozuklukları ve anksiyete bozukluklarıdır. Bu da yeme davranışının, çoğu zaman daha derinde yaşanan bir ruhsal zorlanmanın yüzeye çıkan dili olduğunu düşündürür.
Benzer şekilde travmatik yaşantıların da yeme bozukluklarıyla güçlü bir ilişkisi vardır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşayan kadınlarda yeme bozukluğu geliştirme riskinin belirgin biçimde daha yüksek olduğu bilinmektedir. Özellikle bulimiya nervoza tanısı alan kişilerin yaklaşık %30’unun geçmişinde travmatik yaşantılar yer alır. Bu tablo bize şunu söyler: Yemek, bazen bastırılamayan bir kaygının, bazen söze dökülememiş bir acının, bazen de kontrol edilemeyen bir içsel gerilimin taşıyıcısıdır.
Bu yazıda yeme bozukluğunu, yalnızca ne yenildiği üzerinden değil; neden yendiği, neden yenemediği ve yemeyle neyin düzenlenmeye çalışıldığı üzerinden birlikte düşünmeye davet ediyorum. Yargılamadan, acele etmeden ve insanın iç dünyasını merkeze alarak.
Yeme Bozukluğu Nedir?
Yeme bozukluğu, çoğu zaman sanıldığı gibi sadece ne kadar ya da ne yendiğiyle ilgili bir sorun değildir. Daha derinde, yeme davranışının giderek bedenin gerçek ihtiyacından kopması söz konusudur. Kişi aç olmadığı hâlde yiyebilir ya da bedeni açıkça ihtiyaç sinyali verirken yemekten kaçınabilir. Bu noktada yemek, bedeni besleyen bir eylem olmaktan çıkar; duyguları düzenleyen, bastıran ya da kontrol etmeye çalışan psikosomatik bir işleve dönüşür.
Psikanalitik bakış açısından yeme, erken dönemden itibaren yalnızca beslenme değil, aynı zamanda sakinleşme, temas, doyum ve güven deneyimiyle ilişkilidir. Bebeklikte ihtiyaçların nasıl karşılandığı, duyguların nasıl yatıştırıldığı ve bakım verenle kurulan bağ, ilerleyen yıllarda yeme davranışının duygusal zeminini belirler. Bu nedenle birçok danışan için yemek; kaygı yükseldiğinde bir yatışma yolu, boşluk hissi geldiğinde bir dolma girişimi ya da içsel karmaşa karşısında bir kontrol alanı hâline gelir.
Yeme bozukluğunda asıl belirleyici olan şey, yeme davranışı ile duygu durumu arasındaki bağın sertleşmesidir. Kişi üzgünken, gerginken, yalnız hissettiğinde ya da suçluluk yaşadığında otomatik olarak yemeğe yöneliyor ya da tam tersine kendini yemekten alıkoyuyorsa, burada bedenin değil ruhsal süreçlerin direksiyonda olduğu bir ilişki kurulmuştur. Bu durum zamanla tekrarlayan döngülere dönüşür: yeme – rahatlama – suçluluk – kontrol çabası – yeniden yeme ya da kısıtlama.
Bu tablonun ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteren çarpıcı bir veri vardır: Dünyada her 52 dakikada bir kişi, yeme bozukluğunun doğrudan bir sonucu olarak hayatını kaybetmektedir. Bu istatistik, yeme bozukluklarının “geçici bir diyet sorunu” ya da “gençlik hevesi” olmadığını; ruhsal ve bedensel bütünlüğü tehdit eden ağır klinik tablolar olduğunu açıkça ortaya koyar.
Bu nedenle yeme bozukluğunu, yalnızca yeme davranışını düzeltmeye çalışarak değil; o davranışın ne işe yaradığını, hangi duyguyu taşıdığını ve hangi içsel ihtiyaca cevap vermeye çalıştığını anlayarak ele almak gerekir. Çünkü anlamlandırılmadan değiştirilmeye çalışılan her davranış, başka bir yoldan kendini yeniden göstermeye eğilimlidir.
Yeme Bozukluğu Neden Olur?
Yeme bozukluğu tek bir nedene indirgenebilecek bir tablo değildir. Çoğu zaman, kişinin iç dünyasında uzun süredir biriken duyguların ve düzenlenemeyen gerilimlerin, yeme davranışı üzerinden ifade bulmasıyla ortaya çıkar. Yemek; konuşulamayanın, bastırılanın ya da taşınması zor olanın dili hâline gelir. Psikanalitik açıdan bakıldığında, bu süreci besleyen bazı temel ruhsal dinamikler öne çıkar:
- Kontrol ihtiyacı
Kişi hayatının başka alanlarında kendini çaresiz, belirsiz ya da savunmasız hissettiğinde, kontrol edebildiği nadir alanlardan biri beden ve yemek olur. Ne yiyeceğini, ne kadar yiyeceğini ya da hiç yememeyi seçmek, geçici de olsa bir hâkimiyet hissi yaratır. Ancak bu kontrol duygusu zamanla kişinin kendisi üzerinde kurduğu sert bir baskıya dönüşebilir. - Kaygı ve suçluluk duyguları
Yeme bozukluklarında kaygı, çoğu zaman yeme davranışını tetikleyen temel duygudur. Yemek öncesi, sırası ya da sonrasında yoğun bir içsel gerginlik yaşanabilir. Bunun hemen ardından gelen suçluluk ve utanç duyguları ise döngüyü daha da pekiştirir. Kişi yedikçe rahatlar, rahatladığı için suçluluk hisseder ve bu suçluluğu yeniden kontrol etmeye çalışır. - Erken ilişkilerde beden ve ihtiyaçların nasıl karşılandığı
Bebeklik ve çocukluk döneminde bedensel ve duygusal ihtiyaçların nasıl fark edildiği ve karşılandığı, ilerleyen yıllarda yeme ile kurulan ilişkinin temelini oluşturur. İhtiyaçları yeterince görülmeyen, duyguları yatıştırılmadan büyüyen ya da beden sınırları ihlal edilen bireylerde, yemek hem bir telafi hem de bir savunma alanı hâline gelebilir. - Psikolojik kırılganlık ve dürtü düzenleme sorunları
Duyguları düzenlemekte zorlanan, ani yoğunluklar yaşayan ya da içsel gerilimi söze dökemeyen kişilerde, yeme davranışı bir boşaltım yolu olarak kullanılabilir. Bu durum özellikle tıkınırcasına yeme ya da ani kısıtlamalar şeklinde görülebilir. Burada sorun, dürtünün varlığı değil; onunla başa çıkacak içsel düzenleyicilerin yeterince gelişememiş olmasıdır.
Bu nedenlerin hiçbiri tek başına yeme bozukluğunu açıklamaz; ancak bir araya geldiklerinde, yeme davranışını giderek daha sert, katı ve kişinin hayatını daraltan bir yapıya dönüştürebilirler. Bu yüzden yeme bozukluğunu anlamak, yalnızca yeme alışkanlıklarına değil, kişinin duygusal dünyasına ve ilişki geçmişine de bakmayı gerektirir.
Yaygın Yeme Bozukluğu Belirtileri
Yeme bozuklukları çoğu zaman dışarıdan bakıldığında fark edilmesi zor süreçlerle ilerler. Kişi günlük yaşamına devam ederken, yeme ile ilgili düşünceler zihnin büyük bir kısmını kaplamaya başlar. Bu durum yalnızca fiziksel belirtilerle değil; yoğun bir içsel meşguliyet, suçluluk ve kontrol çabasıyla kendini gösterir. Danışanlar çoğu zaman “Sürekli yemek düşünüyorum ama kimse bunu fark etmiyor” diyerek bu görünmez yükü tarif ederler. En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Yemekle aşırı zihinsel meşguliyet
Günün büyük bir bölümünde ne yenildiği, ne yenileceği ya da ne yenmemesi gerektiği düşünülür. Yemek, planlama ve hesaplama nesnesine dönüşür; bu da zihinsel enerjinin başka alanlara aktarılmasını zorlaştırır. - Suçluluk ve utanç
Yemekten sonra yoğun bir pişmanlık, kendine kızma ya da değersizlik hissi ortaya çıkabilir. Bu duygular çoğu zaman dışarıyla paylaşılmaz; kişi iç dünyasında kendini sert biçimde yargılar. - Gizli yeme / yemekten kaçınma
Yeme davranışı başkalarından saklanabilir ya da kişi sosyal ortamlarda yemekten özellikle kaçınabilir. Bu gizlilik, hem utancı besler hem de sorunun daha da içe kapanmasına yol açar. - Kontrol kaybı hissi
Kimi zaman yeme üzerinde aşırı kontrol kurma çabası, kimi zaman da “kendimi durduramadım” hissi ön plandadır. Her iki uçta da ortak olan şey, kişinin yeme davranışı karşısında özgür ve sakin hissedememesidir.
Bu belirtiler her bireyde aynı yoğunlukta ya da aynı biçimde görülmeyebilir. Ancak yemek, kişinin hayatında sürekli bir stres ve çatışma alanı hâline gelmişse; bu durum basit bir alışkanlıktan çok, üzerinde durulması gereken bir ruhsal sürece işaret eder.
Yeme Bozukluğu Çeşitleri Nelerdir?
Yeme bozuklukları tek bir biçimde ortaya çıkmaz. Her ne kadar dışarıdan bakıldığında benzer yeme davranışları görülse de, her tablonun altında farklı ruhsal ihtiyaçlar, savunmalar ve duygusal düzenleme biçimleri yer alır. Psikanalitik açıdan bakıldığında bu çeşitlilik, yeme davranışının kişinin iç dünyasında üstlendiği işleve göre şekillenir.
- Anoreksiya Nervoza : Anoreksiya, yalnızca kilo verme isteğiyle açıklanamayacak kadar ağır ve karmaşık bir tablodur. Yemek yememe, bedeni adeta yok sayma ve açlık üzerinden kurulan katı kontrol, çoğu zaman yoğun kaygı, suçluluk ve benlik algısındaki kırılganlıkla ilişkilidir. Klinik olarak bakıldığında anoreksiya nervoza, tüm psikiyatrik hastalıklar arasında en yüksek ölüm oranına sahip tablodur. Anoreksiya hastalarının ölüm riski, sağlıklı akranlarına kıyasla yaklaşık 6 kat daha fazladır. Bu veri, anoreksiyanın “iradeli olma” ya da “zayıf kalma” meselesi olmadığını çok net biçimde ortaya koyar.
- Bulimiya Nervoza : Bulimiyada genellikle kontrol kaybı hissiyle ortaya çıkan tıkınırcasına yeme atakları ve ardından gelen telafi davranışları (kusma, aşırı egzersiz, laksatif kullanımı gibi) görülür. Yeme, yoğun bir rahatlama sağlarken hemen sonrasında suçluluk ve utanç duyguları belirginleşir. Bu döngü, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi giderek sertleştirir.
- Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu : Bu tabloda belirgin olan şey, kısa sürede ve kontrol hissi kaybolmuş şekilde büyük miktarlarda yeme davranışıdır. Ancak burada telafi edici davranışlar görülmez. Obezite tedavisi arayan ya da kilo verme programlarına katılan kişilerin yaklaşık %30’undaklinik düzeyde Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran, kilonun yalnızca kalori dengesiyle değil; çoğu zaman duygu düzenleme güçlüğüyle yakından ilişkili olduğunu gösterir.
- Diğer yeme içme bozuklukları : Belirli yiyecek gruplarından aşırı kaçınma, yemek yeme ritüellerinin katılaşması, gece yeme atakları ya da seçici yeme gibi tablolar da yeme içme bozuklukları başlığı altında değerlendirilir. Bu durumlarda da ortak nokta, yeme davranışının bedensel ihtiyaçtan çok ruhsal bir işlev üstlenmesidir.
Yeme bozukluğu türleri farklı görünse de, hepsinde ortak olan temel nokta şudur: Yemek, kişinin duygularını taşıyan ve düzenlemeye çalışan bir alana dönüşmüştür. Bu nedenle tedavi, yalnızca davranışı değil; o davranışın altında yatan ruhsal anlamı da ele almayı gerektirir.
Yeme Bozukluğu ile Beslenme Bozukluğu Aynı Şey mi?
Bu iki kavram günlük dilde sıkça birbirinin yerine kullanılsa da, aslında aynı şeyi ifade etmez. Beslenme bozukluğu, daha çok vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerinin eksik ya da dengesiz alınmasıyla ilgilidir. Burada odak noktası fizyolojik sonuçlardır: vitamin–mineral eksiklikleri, kilo kaybı ya da kilo artışı, metabolik sorunlar gibi. Müdahale çoğu zaman beslenme düzeninin yapılandırılmasıyla mümkündür.
Yeme bozukluğu ise esas olarak psikolojik dinamiklerle ilişkilidir. Sorun yalnızca ne yenildiği değil, yemenin ne işe yaradığıdır. Yemek; kaygıyı bastırma, boşluk hissini doldurma, suçluluğu telafi etme ya da kontrol duygusu yaratma aracı hâline gelmiştir. Bu nedenle kişi en doğru beslenme planına sahip olsa bile, yeme davranışı içsel çatışmalarla yönetildiği sürece sorun devam eder.
Bu noktada “Neden sadece diyetle çözülmüyor?” sorusu anlam kazanır. Çünkü diyet, davranışı düzenler; ancak davranışı ortaya çıkaran duygusal zemine dokunmaz. Kişi bir süre kurallara uyabilir, kilo verebilir ya da alabilir; fakat kaygı, suçluluk ve kontrol ihtiyacı ele alınmadığında, yeme ile kurulan sorunlu ilişki başka bir biçimde yeniden ortaya çıkar. Kalıcı değişim, yeme davranışının ardındaki psikolojik sürecin anlaşılmasıyla mümkün olur.
Yeme Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?
Yeme bozukluğu tedavisinde en sık yapılan yanılgılardan biri, sorunun yalnızca irade eksikliği ya da yanlış beslenme alışkanlığı olarak görülmesidir. Oysa yeme davranışı, çoğu zaman kişinin duygusal dünyasını düzenleme biçimi hâline gelmiştir. Bu nedenle yalnızca ne yenileceğini planlamak ya da “kendini tutmaya çalışmak”, kısa vadeli değişiklikler sağlasa bile sorunun temelini dönüştürmez. Kalıcı iyileşme, yeme davranışının ardındaki psikolojik anlamın ele alınmasıyla mümkündür.
- Tek başına irade veya beslenme planının yeterli olmaması
Diyet listeleri, kurallar ve hedefler yeme davranışını geçici olarak düzenleyebilir; ancak kaygı, suçluluk, kontrol ihtiyacı ve boşluk duygusu çalışılmadığında, kişi aynı döngülere geri dönme eğilimi gösterir. Bu durum çoğu zaman “başaramadım” hissini derinleştirir. - Psikoterapinin rolü
Psikoterapi, yeme davranışını bastırmayı değil; onun neden ortaya çıktığını anlamayı hedefler. Psikanalitik çalışmada yemekle kurulan ilişkinin yaşam öyküsü içindeki yeri, erken ilişkiler, duygusal düzenleme biçimleri ve tekrar eden içsel çatışmalar ele alınır. Bu süreçte kişi, yeme dışında da duygularını tanıyıp düzenleyebileceği yeni yollar geliştirmeye başlar. - Ergen ve yetişkinlerde sürecin farkları
Ergenlerde yeme bozukluğu çoğu zaman kimlik gelişimi, beden algısı ve aile ilişkileriyle yakından bağlantılıdır; bu nedenle aileyle çalışmak sürecin önemli bir parçası olabilir. Yetişkinlerde ise yeme bozukluğu genellikle uzun süredir devam eden ilişki örüntüleri, travmatik yaşantılar ve yerleşik savunmalarla iç içedir. Her iki grupta da ortak olan nokta, tedavinin zamana yayılan, güvene dayalı ve kişiye özgü ilerlemesidir.
Yeme bozukluğu tedavisi bir “hızlı çözüm” süreci değildir; ancak doğru terapötik çerçevede ele alındığında çalışılabilir ve dönüştürülebilir bir alandır.
Yemekle kurulan ilişki, çoğu zaman kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır. Yeme bozukluğu; irade zayıflığı, şımarıklık ya da yalnızca kilo meselesi değildir. Çoğu zaman ifade edilemeyen duyguların, taşınması zor içsel gerilimlerin ve geçmişten gelen izlerin beden üzerinden konuşma biçimidir. Bu nedenle yeme davranışıyla mücadele etmekten çok, onu anlamaya çalışmak iyileştirici bir başlangıçtır. Tam da bu noktada pek çok kişinin merak ettiği yeme bozukluğu nasıl geçer sorusu anlam kazanır; çünkü kalıcı değişim, yalnızca davranışı değil, o davranışın ruhsal işlevini birlikte ele almayı gerektirir. Eğer yemekle ilişkiniz hayatınızı daraltıyor, düşüncelerinizi ve duygularınızı yönetir hâle geliyorsa; bu durumu tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Yargılanmadan, acele edilmeden ve insanın iç dünyasını merkeze alan bir psikoterapi süreciyle, yeme davranışının ardındaki anlam birlikte çalışılabilir ve dönüştürülebilir.
Yeme Bozukluğu ile İlgili Sık Sorulan Sorular (FAQ)
Yeme bozukluğu nedir?
Yeme bozukluğu, yalnızca ne kadar ya da ne yenildiğiyle ilgili değil; yeme davranışının duyguları düzenleme, bastırma veya kontrol etme işlevi kazandığı psikolojik bir tablodur. Yemek, bedensel ihtiyaçtan çok ruhsal bir ihtiyaca hizmet etmeye başlar.
Yeme bozukluğu neden olur?
Yeme bozukluğu genellikle tek bir nedene bağlı değildir. Kontrol ihtiyacı, kaygı, suçluluk, erken dönem ilişkiler, travmatik yaşantılar ve duyguları düzenleme güçlüğü bu sürecin oluşmasında önemli rol oynar.
Yeme bozukluğu belirtileri nelerdir?
En sık görülen belirtiler; yemekle aşırı zihinsel meşguliyet, yedikten sonra suçluluk ve utanç, gizli yeme veya yemekten kaçınma, kontrol kaybı hissi ve yeme etrafında gelişen katı kurallardır.
Yeme bozukluğu ile beslenme bozukluğu aynı şey midir?
Hayır. Beslenme bozukluğu daha çok fizyolojik eksikliklerle ilgilidir. Yeme bozukluğu ise yemenin psikolojik bir işlev kazanmasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle yeme bozukluğu yalnızca diyetle kalıcı olarak çözülmez.
Yeme bozukluğu irade eksikliği midir?
Hayır. Yeme bozukluğu irade zayıflığı değil; çoğu zaman kişinin taşıması zor duygularla başa çıkma biçimidir. İrade ile bastırılmaya çalışıldığında sorun genellikle başka bir formda yeniden ortaya çıkar.
